Şef Daniel , Peperoncino, günlük taze yemek…

3.00 / 5
Favorilere ekle

Beni tanıyan herkes, İtalya’ya olan sonsuz aşkımı bilir. Sevgili Püfistler de yakında öğrenecek eminim ; )) Ankara’da gerçek bir İtalyan lokantası olması ne büyük keyif. Hemen yakın takibe aldım tabi.

Şef Daniel, bizi kapıda karşıladı. İtalyan aksanıyla konuştuğu, düzgün Türkçesi ve kendisiyle inanılmaz barışık hali, masadaki herkesi içine alan bir samimiyet ortamını 2 dakika içinde oluşturdu.  Nasıl bir yazı yazmayı ve ne tür çekimler yapmayı istediğimi anlattıktan sonra, masadan hızla kalktı ve şef önlüğüyle çıka geldi.

Buranın en önemli özelliği, günlük malzemelerle, her şeyin taze taze yapılıp servis edilmesi. İşte Püf noktası tam da bu. İşim gastronomi olduğu için, yemek yediğim lokantaları özenle seçer ve çoğunlukla mutfaklarına dalarım. Artık çok az lokanta mutfağında, günlük taze yapım yemek var ne yazık ki. Maliyet hesabından ötürü, hemen, hemen her şey soğutucudan çıkıyor. Bu nedenle, günlük sebze, meyve alıp, taze hazırlayan lokantalar tabi ki favorim. Sağlıklı yemeğin ana kuralları, tazelik, mevsime uygunluk ve günlük pişirilmesinde yatıyor.

Her neyse Daniel, bizi Peperoncino’nun kalbine, yani mutfağa davet etti, ben daha söylemeye fırsat bulamadan. Anladım ki benim gibi o da ” püferaktif”, Daniel’in ardına takılıp peşi sıra girdiğimiz mutfağın temizliği, düzeni ve en önemlisi Daniel’in ekibiyle olan uyumu ve sıcaklığı inanılmazdı. Katı mutfak kurallarından arınmış, gerçek bir aile arasına girmiştik, sevgili fotoğraf sanatçım Ceren ile profesyonel mutfaktan iyi yemek çıkması için, gereken her şeyin sağlandığı, bundan daha verimli bir ortam pek az gördüm. Profesyonel mutfaklar ve şefler genellikle streslidir ve ekibine kök söktürür. Stres altında çalışmakta verimi düşüren bir şey. Özellikle, kızarmış yağ, keskin bıçaklarla dolu bir ortamda çalışıyorsanız.

Daniel’den iki şey yapmasını rica etmiştim, makarna ve İtalyanların meşhur köftesi, ‘’ Polpetta ‘’ sı. Bayılırım. İtalya denilince ilk akla gelen ve sanırım hepimizin hiç bıkmadan yediği makarnayı, kaşla göz arasında kendi elleriyle yapmaya başladı. Ustanın maharetini, ne kadar pratik bir şekilde harikalar yarattığını, gözlerimizle görme şansı bulduk. Ceren tarif almaya çalışırken, söylediği tek bir şey vardı. Reçetelere gerek yok, hissederek yapın, çok kolay.  El blendırı ile karıştırın derken, ustaca kabın içinde elleriyle karıştırdığı hamur,  birkaç dakika içinde makarnaya dönüşüverdi. Daniel’in, eğlenerek ve severek yemek yaptığı,  her halinden belli. Biliyorum, çünkü mutfağa girince, bende aynen öyle hissediyorum. Zaten sevilmese yapılabilecek bir iş değil bu. Hem işletmeci, hem şef, hem konukları ağırlayan bir dost olmak ve her durumda, herkesi memnun etmeye çalışmak fazlasıyla zor bir iş.

Sonra ne mi yaptım ? O güzelim yemekleri enfes bir 2007 Petrus Gaia No;2  ile taçlandırdım. Eline sağlık Şefim…

  • Alper Almelek

    Rating: 3 / 5

    Yorumunuz

Bu Püf hakkında yorum yapmak ister misiniz?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir